Wuhan’li genç: SESSİZ KALMAYI RED EDİYORUM

 

“SESSİZ KALMAYI RED EDİYORUM”

Wuhan doğumlu Y nesil ( 90 sonrası doğan) bir gencin haykırışı:

“BU HAYATIM BOYUNCA ÖLENLER İÇİN SES ÇIKARMAK BOYNUMUN BORCUDUR”

 

Onlar Pekin’deki düşük sınıf (Dışardan gelen)nüfusu temizlerken onlara dedim ki: Ben gene iyiyim, ben hep çok mücadele ettim, ben düşük sınıf vatandaş değilim, ben temizliğe uğramam.

Onlar Şincan ( Doğu Türkistan)da çalışma kampları kurarken ben kendi kendime dedim ki: Ben azınlık millet mensubu değilim, ben zarar görmem.

Sıra Hong Kong’a geldiğinde ben de kendi kendime dedim ki, ben gösteri yapmam, karşı gelmem, benimle bir ilgisi yok.

Ancak bugüne gelindiğinde anlıyorum ki, politika bizi, her bir bireyi yakından ilgilendiriyormuş. Biz politikaya karışmazsak bizim en temel haklarımızın bile garantisi yokmuş.

​ SESSİZ KALMAYI RED ET!

WUHAN DOĞUMLU Y NESİL ( 90 sonrası doğan) GENÇ:

BU HAYATIM BOYU ÖLENLER İÇİN SES ÇIKARMAK BOYNUMUN BORCUDUR.

\- Shulong ( Takma ad), Wuhan’da doğup büyümüş bir Çinli, 90 sonrası doğanlardan.

Ben bu yıl 26 yaşındayım.

Bir internet şirketinde çalışıyorum.

Hongkong ve Şin can'(Doğu Türkistan)daki olayları biliyordum, Ancak bana fazla etkisi olmaz diye düşünüdüğüm için pek umursamamıştım.

Ama bu defaki olay benim memleketimde, benim çevremde cereyan etti. Üstelik çevremde bir çok insan bu olaydan dolayı hastalandı ve ölenler var. ( Arka plandaki tabela: Wuhan Jinyintan Hastanesi) Dolayısıyla daha fazla dayanamadım. Çünkü ben de kendimi o kadar masum hissetmiyorum.

Ben hep gizli gizli gözetliyordum. Ortaya çıkıp tepki göstermedim.

Ben de sessiz çoğunluktanım.

Ben uzun bir süre kendimle hesaplaştım. Kendime dedim ki:

Gazeteci olamasam da, tehlikeli işler yapamasam da, onlarla birlikte daha fazla yalan söylemek istemiyorum.

Benim daha önceki çizgim : Onlara uyup daha fazla yalan söylememekti.

Ben konuşmayabilirim, ama yalan söylemeyeceğim.

Şu an Çin’de bunu gerçekleştirmek imkansız gibi görünüyor. Onun için şimdiki düşüncem şu: Ben niye bir defa kendim olmayayım ki?

Gerçekte Çen Çiuşı ve Fangbin’in bana olan etkisi pek derin olmadı. Ancak Lizehua beni çok derin etkiledi.

O CCTV nin muhabiri olup çok iyi bir kariyer geleceği olabilirdi. Ancak o bizim daha önceki bakışımıza göre sözde hassas politik konulara dokunmamıştı, o sadece Wuhan’da gördüklerini ( tanık olduklarını) çekim yapmıştı. Onun bende derin etki bırakan konuşması ise gözaltına alınırken söylediği sözleri oldu. Bence baya iyi konuştu: ( Arka plandaki yazı: Li zehua- civil gazeteci) “Ben artık daha fazla sessiz kalmak istemiyorum. Ben de Say jingyi gibi ön cepheye gidip, 2004 yılındaki tartışma ortamında Pekin’deki SARS ile Mücadele gibi film yapmak istiyorum.”

Bu olayda beni en çok etkiliyen ise salgının kendisi değil. İnsanlığın karşılaştığı büyük sınavdır.

Çünkü bugünlerde pek çok şey gördüm.

Ben Çinlileri “kocaman bebek” diye adlandırırım. Bu “kocaman bebekler” böyle bütün dünya bana borçlu türünden mağdur zihniyetiyle ne yapıyorlar ?

Şu an Çinlilerde anormal bir iyimserlik hakim.

Ben hatta bazı haberleri gördüm: “Bütün dünya Çin’e bir özür borçludur”.

Hatta deniyor ki: “Bu seferki virüs salgını olmasaydı Çin’in bu kadar büyük olduğunu bilemezdim.”

Wuhanlılar halen ölüyorlar. Halen zarar görüyorlar.

Ama onlar çıkıp diyorlar ki: “Bu virüs Amerika’dan gelmiştir. İşte ! bakın yabancı ülkeler ne kadar beceriksizler,

Sadece bizim Çin çok iyi yapıyor”

Çok korkunç!

Diyorumki, eğer Çin’de yaşamaya devam edecekseniz yapmanız gereken iki iş var, (ikisini de yapabiliyorsanız çok iyi), birincisi sorgulama yetinizi kaybetmek, ikincisi vicdanınızı yitirmek.

Son yıllarda kendime söylüyorum: Kendi vicdanımı yitirmeyi yapamam. Aklımı yitirmek, kusura bakmayın.

Bazı işleri anlıyorum, tamam sen istikrarı korumak istiyorsun falan filan.

Ama o kadar adi olmasınız olmaz mı?

En azından “bu olayları tamamen Wuhan’daki yetkililer gizlemiştir, Merkezin haberi olmamıştır” dersen bile gene sana inanabilirdim.

Ama şimdi sen bana diyorsun ki: ” Bu virüs Amerika’dan gelmiştir. Amerikan mühimmatları bu virüsü getirmiştir”

Çok saçma!

( Muhabir: Siz 2008 den önce çok vatansever olduğunuzu söylediniz, o zamanlarda siz de kendinizi “Küçük Pembe” Milliyetçilerinden biri olarak mı görüyordunuz?)

Bence kendimi “Küçük Pembe” milliyetçisi diyemem. 2008 yılındayken bu ülkenin bir çok sorunları olduğunu biliyordum. Ama umudum vardı, inancım da vardı.

(Muhabir: Ya şimdi? )

Kalmadı.

Bence Çin’deki Küçük Pembeciler vatansever değiller. Onların sevdiği vatan değil. Onların sevdiği Millet değil, onların sevdiği Totaliter rejim.

Tekrar ediyorum, Onlar ne olursa olsun yanındakilere iyi bir yaşam verdiklerini düşünürler, bütün bu “Küçük Pembe Milliyetçiler”, bu insanlıktan çıkmış kişiler, olay kendi başlarına gelmediği sürece onlar insan kanına bandırılmış ekmeği yemeye devam edeceklerdir.

Onlar kendilerini tesell etmek için ” biz şanlıyız, şanssız olanlar için yapılacak bir şey yok” derler.

Onlar olay kendi başlarına geldiğinde ancak uyanırlar.

Ben kendimi iyi hissetmek için diyorum: Bu defaki olaydan sıyrıldım. Şanslıyım. Sıyıralamamak ta bir kurtuluştur.

Ancak bu olaydan sıyırılıp çıkmışım, Wuhan Olayından sağ kurtulmuş biri olarak bütün hayatım boyunca ölenlerin sesi olma yükümlülüğüm vardır. Bu benim bu hayatımdaki kaçınamayacağım borcumdur.

Shulong Pekin’deki görevinden istifa etti. Salgın bittikten sonra Çin’den çıkıp gitneyi arzu etmektedir.

VOV Basın Özgürlüğü Çok Önemlidir.

Kaynak: https://www.voachinese.com/a/coming-of-age-during-an-epidemic-202020312/5325562.html

Yorum yaz