Şin Can (Doğu Türkistan)Da Gördüklerim Ve Duyduklarım: Onların Kültürlerini Yok Et, Etnik Kimliklerini Asimile Et.

Şin Can (Doğu Türkistan)Da Gördüklerim Ve Duyduklarım: Onların Kültürlerini Yok Et, Etnik Kimliklerini Asimile Et. Bo Xun’de sıcak haber: Şin Can konusu.

Editörün notu:

Bu yazıda belirtilenler Han Çinlisi bir şahsın Doğu Türkistan’da edindikleri en son ve güncel bilgilerdir. Başka türlü bilgi edinmek zaten mümkün değildir. Çünkü oradaki yerel halkın bu tür bilgileri dışarıya aktarması her açıdan imkansızdır. Bölgedeki yabancı gazeteci, iş adamları hatta öğrenciler bile çoktan ülkelerine zorla geri gönderilmiştir.

Yazar bazı konularda her ne kadar bir Han Çinlisi’nin görüşlerini belirtmekten geri kalmamış olsa da, verdiği bilgiler durumun vahametini gözler önüne sermeye yetmektedir. Nitekim yazının sonu şu cümleler ile bitmektedir: “Daha da trajik olanı ise, Hükümet, Çin Halk Cumhuriyeti kurulduğundan beriki 70 yıl zarfında, Uygurların kalbinde devlet kavramını kabul ettiremedikleri sonucuna varmış.  Bu, Çin hükümetinin tüm Uygur topluluğunu ülkenin düşmanı olarak bellediği anlamına geliyor. Onların kültürlerini yok etmek, etnik grupları asimile etmek, devletin belirlemiş olduğu ulusal politika haline gelmiş gibi görünüyor.

Bunlar, Şincan’daki Uygurların gelecekteki trajedisinin habercisidir.”

             Bir süre önce Çin’e geri döndüm ve Şincan’a seyahate gittim. Gördüğüm ve duyduğum şeyler çok şaşırtıcı idi. Zamanın ve dış koşulların kısıtlamalarıyla, gördüğüm ve duyduğum şeylerin olup bitenlerin tamamı olmadığına inanıyorum. Ancak görebildiklerim ve duyabildiklerimin bana verdikleri ise bir tür umutsuzluk, acı ve üzüntüydü.

 

  1. Uygurlara karşı ağ kapsamlı sıkı yönetim uygulaması.

Urumçi sokaklarında gezerken, Şincan’nın yerel meyvelerini satan Uygur bakkalların kayıp olduğunu ve yerini Çin’in iç bölgelerinden gelen Han satıcıların aldığını gördüm. Sonra bir arkadaşımın açıklamasından nüfus kaydı Urumçi’de olmayan Uygurların memleketlerine geri gönderildiğini öğrendim. Onların nüfusa kayıtlı olduğu yerlerinden ayrılmaları için hükümetin onaylaması ve gerekli ispatların olması gerekiyormuş. Hükümet bu uygulama modeli için modern bir isim takmış: Uygurlara karşı ağ kapsamlı yönetim. Eğer, farklı yerlerde yaşamakta ya da çalışmakta olan Uygurlar yerel nüfus kaydında değilse hükümetin onayından geçmesi ve Han arkadaşları tarafından kefillik verilmesi gerekiyormuş. Bir arkadaşımla buluşmak için iş yerine gittim gördüm ki, iki Uygur genç kadın kendilerine kefil olmaları için bir Han Çinlisiyle konuşuyordu, davranışları samimi ve mütevaziydi. Gerçi o Çinli kefil olmayı kabul etti, üstelik çok samimi idi. Ama şahit olduğum süreç, o manzara hala şok ediciydi!

Urumçi Meimei Alışveriş merkezi yaya çıkışında, Uygur güvenlik görevlileri yayaya geçmeye çalışan iki Uygur kız öğrenciyi doğrudan durdurdu ve cep telefonlarını kontrol etmek istedi. Öğrenciler cep telefonlarını sessizce güvenlik görevlisine teslim etti. Her şey gözlerimin önünde yaşanıyordu, açıkçası onlar bu tür yaşam ortamlarına alışmışlardı.

Son yıllarda, Uygurlar Çin’in iç bölgelerinde seyahat ve konaklama konusunda aşılmaz zorluklarla karşı karşıya kaldılar. Geçmişteki ÇHSDK’nın başkanı Yü Cenşeng ve Devlet Etnik İşler Komisyonu bu konuda eleştirilerde bulundu ve bunun doğru olmadığını söyledi. Ama şimdi, bu resmi bir politika olarak uygulanıyor. Başka kim itirazda bulunmaya cesaret eder ki? Bugün, Sincan’da bile Uygurların özgürce seyahat etmesine izin verilmiyor.

Bu bana Pekin’i hatırlattı: Tian En Men Meydanını ziyaret edecek olanlar kimlik kartlarını göstermeleri ve güvenlik kontrolünü kabul etmeleri gerekiyor. Tian En Men Meydanı’ndan Xidan’a giderken, bir durak uzaklığında olan Çongnanhay Şinhua Kapısından geçmek gerekiyor. Şinhua Kapısı çevresinde de polisler tarafından barikatlar kuruluyor ve oradan geçen herkesin kimlik kartları kontrol ediliyor. Çongnanhay Duvarı’nın batı tarafındaki Fuyou Caddesi kaldırımı kapalı ve yayaların yürümesi yasaktır. Fu you caddesinin karşısındaki tüm sakinlerin başka bölgelere taşınmaları gerektiği ve metrekare başına 105,000 RMB standart tazminat ödeneceği söyleniyor. Bugün Sincan’da olan şeyler Pekin’de gerçekleşmeyecek, bu da çok saf  fikir değil mi? Belki yarın Pekin’de de aynı şey olacak.

 

  1. Okullarda Uygurca eğitime izin verilmiyor

Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nde çeşitli düzeydeki okullarda Uygurca ve Kazakça dillerde eğitimlerin yasaklandığı uzun süredir söyleniyordu. Bu sefer bunun gerçekten doğru olduğunu öğrendim. Bu politika 2017yılının sonbaharında uygulanmaya başlamış.

2005’ten bu yana, Şincan Eğitim ve Yayıncılık Sistemi’nde çalışan etnik azınlık yetkilileri, Şincan’daki tüm düzeylerdeki okullar için azınlık kültürleri üzerine bir dizi ders kitabı düzenlediler ve yayınladılar. Onlar azınlık dillerinde basılan edebiyat ve tarih gibi ders kitaplarına çok sayıda Şincan’ın  bağımsızlığını  içeren fikirler aşıladılar ve geçmişteki Han Çinlilerinin etnik azınlıklara uyguladıkları katliamı ve zulmü bilinçli bir şekilde duyurdular. Bu ders kitapları, 13 yıl boyunca Şincan’ın ilk ve orta düzeyindeki okullarında kullanılmış, bir milyondan fazla Uygur ve Kazak öğrenciler bu ders kitabından etkilenmiştir. Şincan’daki çoğu Çinli azınlık dillerini anlamadığından dolayı, bu tür ders kitapları Sincan’da uzun yıllardan beri yaygındır ancak yetkililer tarafından fark edilmemiştir.

Bu ders kitaplarının uzun bir süredir Şincan’da popüler hale gelmesinin nedeni Han yetkililerinin azınlık dillerini anlamadığı olmasının dışında bir başka nedeni ise, bu materyallerle temas eden ve kullanan etnik azınlık yetkililerinin, öğretmenlerin, öğrencilerin ve velilerin hükümete geri bildirimlerde bulunmadığıdır. Durumu anlayan kişi sayısı üç milyondan az olmamalıdır ve azınlık nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturuyor. Durumun ciddiyetinin ne kadar ağır olduğu ve etnik azınlıkların ayrı yaşama zihniyetinin ne kadar güçlü olduğu görülebilir.

Bu duruma göre, Çin hükümeti bu kitapları ortadan kaldırmak ve okullarda Uygur ve Kazak dilini yasaklamak zorunda kaldı. Azınlık yetkililerinin ve öğretmenlerin davranışları, hükümetin kendilerine olan güvenini doğrudan etkilemektedir. Bir de Han memurları izleme sistemini kısa bir sürede uygulayamıyor, etnik azınlık yetkililerinin ve öğretmenlerinin kendi dilini, kültürünü ve tarihini öğretmeye ve sürdürmeye devam etmeleri imkansızdır. Bunlar, azınlık dil öğretiminin, Şincan’daki tüm düzey okullarda tamamen yasaklanmış olmasının nedenleridir. Şincan Üniversitesi, Şincan Pedagojik Üniversitesi, Şincan Tıp Üniversitesi, Şincan Sosyal Bilimler Akademisi, Kashgar Pedagojik Koleji, Şincan Eğitim Departmanı gibi eğitim alanlarının etnik azınlıklardan oluşan müdür ve müdür yardımcıları tamamen tutuklandı, Şincan’da Yayıncılık Sektöründen çok sayıda azınlık memurları da tutuklandı.

Ben şahsen bu azınlık yetkililerine duygudaşlık etmek istemiyorum, onlar pervasiz ve sahtekar bir şekilde etnik düşmanlığı teşvik eden ve yaygınlaştıran bir dizi sırra sahipleridir. Yalnızca Çin’de değil, başka yerlerde bile böyle durumlara müsaade verilmez. Onun sonucu bugün Sincan’da meydana gelenler gibi: Komünist Parti yönetimi altındaki Çin Uygurlara daha ağır bir felaket getirdi!

  1. Camiler bom boş

Şincan’daki kontrolü daha güçlendirmek için, yetkililer her camiye gözetici görevlendirmiş ve izleme sistemi kurmuşlardır.  Etnik azınlıklar korku nedeniyle ibadet için camiye gitmeye cesaret edememektedir.

Bir keresinde bir arkadaşım bana böyle bir şey anlattı: Şincan yetkilileri bir anket araştırması yaptı ve sakinlerden yaş, meslek, iş birimi, politik görüş ve dini inançları içeren formu doldurmalarını istedi. Eski hükümet çalışanlarından olan bir emekli Uygur kadın formu doldururken, dini inancı olarak İslam’ı işaretledi. Ertesi gün bu yaşlı kadın tutuklandı ve sözde mesleği eğitim merkezi diye adlandırılan eğitim kampına gönderildi. Yaşlı kadının çocuğu çok endişeliydi, çocukluğundaki Çinli  arkadaşını yardım için aradı, bu çocukluk arkadaşı  şimdi bir polis memuruydu, o Uygur arkadaşına yardım edemeyeceğini, ama annesinin sadece kalbinde İslam’a inanırsa yeterli olduğunu, anket formuna doldurmasına hiç gerek olmadığını söyledi. Uygur arkadaşı polisin teklifini dinledi, annesini ziyaret ettiğinde ikna etti ve birkaç gün sonra annesi serbest bırakıldı.

 

  1. Zincirleme sorumluluk

Son yıllarda Şincan’da çok şeyler oldu ve dış dünya buna karşı çok az bilgiye sahip, neden böyle oluyor? Bunun başlıca nedeni, Şincan yetkililerinin bir tür zincirleme sorumluluk uygulamasındandır. Bitki köküne benzer, yani bir kişi suçlu olduğu zaman onun tüm akrabaları da felakete sürüklenir. Bu tür sistem ilk önce teröristlere karşı uygulanmış. Onlar ölmekten çekinmezler, bu nedenle bu tür uygulama keşfedilmiş. Madem sen ölümden korkmuyorsun, o zaman ben tüm akrabalarını senin için sorgulayacağım, bakalım yine korkmuyor musun? Daha sonra bu sistem toplumun her yönüne yayılıyor, suçu resmi olarak belirlenmiş kimselerin akrabaları ve arkadaşları cezalandırılıyor. WeChat şu an Çin halkının en çok kullandığı sosyal alaka aracıdır. Sincan’daki halkın cep telefonlarına hükümet tarafından izleme yazılımları yerleştirilmiş. Yurtdışından gelen herhangi mesaj, sesli mesaj gibi şeyler 100% izlenebilmektedir. Buradaki yerel sakinler böyle yaşam ortamına çoktan alışmışlar, konuşma ve hareketlerinde çok dikkatliler. Dış dünyanın buradaki yerel sakinlerin ağızlarından bilgi alabilmesi çok zordur.

Urumçi’de tüm kurum ve yerleşim bölgeleri yüksek duvarlara çevirilidir. Güvenlik kontrolü ve görevli vardır, dışarıdan gelenler kimlik belgelerini göstermelidir. Aslında yine birkaç arkadaşımı daha ziyaret etmek istemiştim, başkaları ve kendimi düşünerek vazgeçmek zorunda kaldım. 23 milyondan fazla nüfus yaşamakta olan, 1,6 milyon kilometrekareden fazla alanıyla Çin’in en büyük eyaleti sayılan Sincan, şimdi gerçek adıyla dünyanın en büyük üstü açık hapishanesi haline geldi. Bu, dış dünyaya açık olduğu  ilan edilen bir ülke için çok  büyük bir çelişki yarattı.

 

  1. Han Çinli nüfusu büyük çapta kayıyor.

Şincan’daki durumun devamlı kötüleşmesi, çok sayıda Han’ların Çin’in  iç bölgelerine geri  göçmesine yol açmıştır. Sadece 2017 yılında, iç bölgelere taşınan nüfus sayısı 1,2 milyondan fazla, Sincan’daki Han halkının toplam nüfusu ise 10 milyondan azdı!

Şincan’ın ekonomik inşasının gelişmesiyle birlikte, bazı kent sakinlerinin yeniden yerleşmesi gerekiyordu. İlk olarak hükümet yeniden taşınma ücretini karşıladı, parayı alan Han sakinler kendilerine verilen yerleşim ücreti olarak anladı ve hemen Çin iç bölgelerine taşındı. Hükümet durumu öğrendikten sonra, nakit yerine bölgeden sadece ev satın alabilmeleri için kupon dağıttı. Daha sonra hükümet tamamen kuponları iptal etti, taşınanlar için doğrudan konut tahsis etti, tartışacak fazla alternatif de kalmadı.

Urumçi nüfusu kalabalık dönemlerinde 3.7 milyondan fazla bir rakama ulaşıyor, hükümet bu rakamı beş milyonun üzerine çıkarmayı  planlıyor. Şimdi iki milyondan az olduğu söyleniyor (resmi veriler: 2013’te 3.46 milyon, 2015’te 2.668 milyon). Sadece 2017 yılında, Urumçi’den Çin iç bölgelerine akan nüfus sayısı 400.000’den fazla. Urumçi nüfusunun keskin düşüşü sonucunda, inşa edilmesi planlanan metro hattı sayısı ilk önceki yediden şimdi bir buçuğa düştü, yani Metro Hattı 1 (tamamlandı), Metro Hattı 2 yarı yolda bırakıldı. Geri kalan ve inşaatı başlananları ise komple dolduruldu. Bu büyük bir komedi oldu.  Bir Kuşak Bir yol, Batı bölgeyi geliştirmekten falan söz bile edilemez. .

Şincan’daki durumun bugünkü bu hale kadar gelmiş olması şüphesiz, Şincan’daki tüm etnik halklar için bir hüsrandır. Söylentilere göre, Merkez Komitesi’nin bir yetkilisi konuşmuş: Devlet karar vermiş, iki neslin çıkarlarını feda ederek Şincan’ın istikrarı elde edilecekmiş.

Merak ediyorum, daha ne kadar yerel halk hükümetin “cenaze nesneleri”ne dönmeyi kabul edecek acaba!

Daha da trajik olanı ise, Hükümet, Çin Halk Cumhuriyeti kurulduğundan beriki 70 yıl zarfında, Uygurların kalbinde devlet kavramını kabul ettiremedikleri sonucuna varmış.  Bu, Çin hükümetinin tüm Uygur topluluğunu ülkenin düşmanı olarak bellediği anlamına geliyor. Onların kültürlerini yok etmek, etnik grupları asimile etmek, devletin belirlemiş olduğu ulusal politika haline gelmiş gibi görünüyor.

Bunlar, Şincan’daki Uygurların gelecekteki trajedisinin habercisidir.

Yukarıdakilerin hepsi, Şincan’da kendi gözlerimle gördüğüm, kulaklarımla işittiğim şeylerdir. Şincan’da yaşanan olayların bundan çok daha fazla olduğuna inanıyorum. Ben kabiliyetsizim,  bu sınırlı durumları size tanıtmaktan başka yapabileceğim tek şey Tanrı’ya dua etmektir, Şincan’daki tüm etnik halkların adına.

(bu makale yazarın kendi orijinal eseridir)  [Boşün de tasarlandı]  (boxun.com)

 

KAYNAK:https://boxun.com/news/gb/pubvp/2018/11/201811110032.shtml

 

Yorum yaz