Çin’in Doğu Türkistan’da Toplama Kamp Sistemi Uygulamasının Amacı

Çin resmiy yayın kuruluşları tarafından yayınlanan ve daha sonra İnternet’ten kaldırılan Doğu Türkistan’daki toplama kamplarından bir tanesi, Lop İlçesi, Hoten

 

Boz bala

Editörün Notu:

İşbu yazı bir Uygur aydını tarafından Türkiye Türkçesi ile kaleme alınmış olup, başlığında belirttiği konu üzerinde derin, bilimsel analizler yaparak son derece isabetli tespitlerde bulunmuştur. Güncel değerinden dolayı sitemizde de yayınlamayı uygun gördük.

Hırsızın en sevmediği insan, onun çaldığı eşyanın gerçek sahibidir. Hırsıza, eğer onun çaldığı şey çok değerliyse ve ona ebediyen sahiplenmek istiyorsa  çeşitli yollara başvurarak sahibini susturmak hatta gerekirse yok etmesi ister.

Özet: 13 Ağostos 2018 tarihinde Cenevre’de düzenlenen BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi toplantısında katılımcılarının çoğunun Doğu Türkistan’da bir milyonun üzerinde  Müslüman Türkün toplama kamplarında tutuklu olduğuna dair  yeterli delilleri ortaya koymasına rağman Çin, toplantıda bir Uygur Türkünü konuşturarak[1] böyle bir kampın olduğunu redetti.[2] Buna karşılıklı olarak komitenin muavin reisi, New York Universitesi profesörü Gay McDougal hanım Çin temsilcisine “ ben ve burada oturanların hepsimiz de mı yalan konuşuyoruz, acaba bu delillerin hepi sahte mi?” diye sordu. Ardından adı geçen kamp hakkında, ABD Folrida eyalti senatörü Marco Rubio tarafından başlatılan ve parlamentonun hem Demokratik Parti hem de Cumhuriyetçi Parti senatörlerinden olmak üzere toplam 15’e yakın senatörü imzalayan bir dilekçe başkan Trump’a gönderilimiştir. Dilekçe kampların kapatılması ve ABD’nın bu kampı yürüten Çinli memurlara uluslararası Magnitsky kanunları çerçevesinde ceza uygulamasını talep etmiştir.[3] Hemen ardından Çin dişişleri sözcüsü Hua Chunying, Çin’de Uygur Türkleri başta olmak üzere tüm etnik azınlıkarın hiç baskı ve zülme maruz kalmadan barış ve huzur içinde yaşamakta olduklarını söyleyerek ABD’yı Çin’in iç işlerini karışmakla suçladı.[4]

Bunlar Çin’in kendi kurduklaı kampları inkar ettiği onlarca öreneklerinden sadece iki tanesidir. Eğer olay Çin’in söylediği gibiyse, Doğu Türkistan’nın sokaklarındaki insanlar nereye gitti? Neden hem hemen yurtdışında yaşayan herkes ailesiyle hiçbir şekilde iletişim kuramıyor?  Neden bölgeye yabanci gazetecilerin girmesine izin verilmiyor…?

Bu makale Doğu Türkistan’daki nazi kampları hakkında çeşitli dillerde yazılan makale ve mülakatları eses alarak Çin’in Uygur ve Kazak gibi Müslüman Türkleri kamplarda tutuklamasının nedenini Doğu Türkistan’ın önemi açısından inceleyerek Çin’in bu projesinin asıl amacını ortaya koymaya çalışmaktadır.

Anahtar kelimeler: Doğu Türkistan, Çin, kamp, Uyghur, Kazak, asimlasyon, soykırım

Giriş

Çin BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi toplantısında, kampların hiç de olmadığını ancak bazı ayrılıkçı ve bölücü insanların beynindeki “ekstremist” idolojisini eritmek için onlara özel  “eğitim merkezlerinin” olduğunu beyan etmiştir.[5]  Ama Doğu Asya stratejisi araşturmacısı ve analist Tanner GREER’ın Foreign Policy dergisinde yayınladığı Toplama Kamplarına Atılmasına Neden Olacak 48 Çeşit Husus adlı makalesinde, Doğu Türkistan’da Çin makamlarının nezbindeki “aşırılık, bölücülük ve terör”  terimlerinin açıklaması ve kapsama alanının adete belirsiz olduğunu söylemektedir. Adı geçen makalede yazıldığı gibi o bölgede yaşayan Müslüman herkes bu suçlarla suçlanabilir ve dolaysiyle hapis ve kamplara atılabilir.[6]  Peki o zaman insanın aklına şu sorular geliyor; Çin’in amacı en azından kendisi ifade ettiği gibi bölgedeki bölücü ve “terörist”leri[7] yok etmek mı? Bu kamp uygulamasının amacı ne? Çin niye buna gerek duydu? makalenin ilerleyen kısımları bu sorulara cevap vermeye çalışacaktır.

Tarihe bakıldığında Uygur türkleri en az 2 bin senedir Çinliler yada Çin (Han) medeniyetiyle komşu olarak yaşamaktadır. Sarı nehirin küçücük bir ovasında meydana gelen Han medeniyeti  tarih boyunca kendine komşu olan etnik grupları eriterek gittikçe büyümüştür. Kuzeyde yaşayan güçlü kavimler zaman zaman Çin’ı tamamıyla kendi hakimiyeti altına almayı başarabilmişse de ancak çoğu, yüzyıllar sonra Han medeniyetine teslim olmuştur. tıpkı, Güney Hunlar, Doğu Göktürkler, Kıtanlar ve en son Mançular gibi. O yüzden Türklerin ataları yaklaşık 1400 sene önce taşlara “ ey Türk halkı, hür yaşamak istersen Ötüken’den ayrılma…Çinlilerin ipeklerine, bal gibi sözlerine ve kızlarına kanma…”[8] diye kazmışlardır. Burada şunu da altini çizerek  belirtmrek gerekiyor ki, Çin veya Han topluma etnik bir toplum değil, bir medeniyet topluluğudur. Bu konuda Amerkalı siyaset bilimcisi Lucian W. Pye Çin hakkında “tuhaf bir devlet, devlet değil devlet kılığına bürünen medeniyet” demiştir.[9]  Küçük bir ovadan döğan bir medeniyet kar topu gibi gittikçe sınırlarını büyütmüştür ve kendi sınırları içine giren her etnik grup yada medeniyetin hepsini  hemen hemen asimile etmiştir.

1949 yılına kadar Doğu Türkistan hiçbir zaman Han denilen bir entik halkın ne eğemenliği altına girmiştir ne de askeri saldırısına maruz kalmıştır. Doğu Türkistan ilk olarak 1759 yılında yabancı bir gücün istilasına maruz kalmıştir. Bunlar da Çinli değildi ama tüm Çini istila eden Mançu denilen göçebe halk idi. İşte bu tarihten sonra Doğu Türkistan Türkleri zaman zaman  ayaklanarak kısa vadeli kendi yönetimi kurmaya başarmış olsa da sonuç olarak istila edilmekten kurtulamamıştır. 20.yüzyılda iki defa , 1933 ve 1944 yılında “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” adı altında  bağımsız cumhuriyet kurmuştur ancak Ruslar ve Çinlilerin işbirliği sonucu ortadan kaldırılmıştır. En son 12 Ekim 1949 yılında Çin Komünist rejimi işgali gerçekleşmiştir.

Yukarıda bahsedildiği gibi Çin tarih boyunca hep yayılma politikasi izlemiştir. Çin’in bu politikası hem askeri hem kültürel olarak kendini ifade etmiştir. Sonradan Konfüçyüs medeniyet adı verilen, aslen küçücük bir yerde zuhur eden bu çekirdek medeniyet tarih boyonca çoğu Çinli kıralların desteklemesiyle gitgide büyüyerek nihayetinde bugünkü bir buçuk miliyar dedğimiz ve Han milleti adını verdiğimiz ( yada kendilerinin Han olduğunu kabul eden)  insan topluluğunu oluşturmuştur. Bu kültürel büyümeye eş zamanlaı olarak coğrafiya sınırları da büyümeye başlamıştır. Çin yönetimlerin bu büyümeyi başarma yöntemi şöyle olmuştur, zayıf olana askeri, güçlü olana kültürel istila, ama en sonunda başvurduğu kültürel asimilasyon. Konumuz Çin’in nasıl büyüdüğü olmadığı için bu konuda çok dataya girmeyeceğiz.

İşte tüm bu tarihi süreçte Çin’in yönetim tabakasında şöyle bir iddia ortaya çıkmıştır; biz bize bağlı olan tüm etnik grupları asimile edebiliriz, çünkü kaç bin yıllık Çin tarihi nunu gösterdi. Ancak iki etnik grup durumun hep böyle olmayacağını gösterdi ve bunlar da Uygur Türkleri ve Tibetler idi. Çin’ın kaç bin yıllık komşusu olan Uygur Türkleri Çin kültüründen mutfak çubuğu haricinde hiçbir şey kabul etmemiştir. Çünkü din, kültürel yaşam tarzı ve milli psikoloji olarak çok farklı olan iki grubun kaynaşması hiç kolay değildi. Ancak etnik bir kimliğe değil bir medeniyet kimliğine dayalı olan Han hakimiyetinin büyümesindeki temel unsur asimilasyondur. Bu Çin tarihi ve kültürü araştırmacıları için anlaşılması zor bir söylem değildir. 1949 yılından buyana bakıldığında, 56 farklı etnik grup olarak tanımlanan gruplardan kendi  milli kimliğini korumayı başaranlar sadece Doğu Türkistan Türkleri, Tibetler ve Moğollar olmuştur, diğerleri ise artık Çin ( Han) kültürüne asimile olmuştur.

Makalemizin konusu olan Doğu Türkistan’da uygulanmakta olan kamp sisteminin nedeni işte yukarıda bahisi edildiği asimilasyon geleneği, bugünkü hızılı değişen dünya düzeni ve  Çin Halk Cumhuriyeti menfaatları açısından bu asimiliyon politikasının hızlandırılmasına duyulan gereksiminin birleşimidir. Makalemizin alttaki  bölümünde bu konular hakkında daha açıklayıcı bilgi vermeye çalışacağız.

2013 yılında Çin başkanı Xi Jinping tarafından Kazakistan’ın başkenti Astana’da uluslararası kamoyuna açıklandığı söylenen İpek Yolu projesi bugün Doğu Türkistan’da yaşanan faciaların en başlıca sebeplerinden biridir. Ticaretinin çoğunu doğu bölgelerindeki deniz yollarıyla yapmakta olan Çin, bu bölgedeki komşuları  ABD, Japonya, Vietnam, Filipinler, Maleyzya ve Hindistan  gibi devletlerle yaşamakta olan problemlerinden dolayı alternatif bir yol bulma ihtiyaçı duymuştur. Çünkü sözde Güney Çin Denizini ve Sinkako adaları problemi, Tayvan  krizi ve Hindistanla olan menfaat mücadelesinden dolayı yukarıda adı geçen deniz güzergahları her zaman tehlike içinde kalabilir. Çin’in kendi iç güvenliği de büyük ölçüde ekonomisinin büyümesine bağlı olup, Çinde yaşanacak olan herhangi ekonomik kriz ve büyümedeki yavaşlama istikrarsızlığa neden olabilir. Demokrası açısından çok zayıf olan Çin, halkın bu konudaki memnuniyetsizliğini ekonomik refahla örtümeye devam etmektedir ve kısmen olarak da başarımış durumundadır. O yüzden Çin Komünist rejimi için eknonominin istikrarlı bir şekilde büyümesini sağlaması varlık yokluk mücadelesi kadar önemlidir. Doğuda ABD, Japonya, Hindistan gibi  güçlü devletler ile potansyel bir kriz içinde olan Çin, yüzüyü batı tarafa yanı Orta Asya olarak bilinen Türkistan bölgesine çevirdi. İşte burada Doğu Türkistan Çin için tarihte hiç görülmemiş bir şekilde hayati önem kazandı.

Çin’in batı tarafa (Orta Asya, Rusya, Pakistan ve Orta Doğu) kardan açılış kapılarının hepsi Doğu Türkistan’dan geçmektedir. Mesela Çin-Pakistan Ekonomik Koridorunun çıkış kapısı Kaşgar’dan, Kazakistan’dan geçip Orta Asya,Rusya ve Avrupa uzanan ticari demir yolları ise yine Doğu Türkistan’ın Altay bölgesinden geçmektedir. Bu yüzden Doğu Türkistan Ipek Yolu projesi için merkez konumundadır ve Çin’in yeni ticari stratejisinin sıçrama tahtasıdır. Ama buranın sahipleri Uygurlar ve Kazaklar başta olmak üzere Türklerdir ve Çin ne kadar bu bölgenin tarihten beri kendi toprak parçası olduğunu söylüyorsa bile gerçekte burası 1884’ten sonra işgal edilmiş topraktır.[10]  Çincede bir ata sözü vardır; “Kendinden olmayan güvenli değildir -非我族类,其心必异”. O yüzden Çin bu bölgeyi işgal ettiğinden beri hep asimilasyon politikası izlemiştir. Tek dilli eğitim ( Çince) ve Doğu Türkistan’a nüfus aktarma politikaları işte bu asimilasyon politikanın parçasıdır. Çin Komünist Partisinin 1949’dan bu yana bu kadar çabalamasına rağmen oradaki Müslüman Türkler kendi kültürü ve inançlarından vazgeçmemiştir. Türklerin kendi kültürlerinde yaşadığı süreçte Çin devletine tehlike oluşturacağını düşünen Çin Komünist yönetimi önceden kullandığı asimilasyon politikasının çok da başarılı olmadığının yada olsada çok yavaş bir şekilde yürümekte olduğunun kanaatine varmıştır. Bu yüzden Doğu Türkistan’daki Türk müslüman kimliğini en kısa zamanda ve geniş çapta yok etmek için toplama kampı sistemine başvurmuştur.

Bu kampların içinde yaşananlar ayrı bir tez konusudur, ama şunu belirtmekte fayda var. Çin yönetimi Türkleri havadan sudan bahanelerle tutuklayıp bu kamplara götürerek ve onlara işkence yaparak bölgede adeta bir devlet terörü estirmiştir. Halk korkudan yönetim ne yaparsa ona katlanmak zorunda kalmış durumdadır. İnsanlar meydanlara toplanılarak kendi inançlarını inkar etmeye ve kendini suçlamaya mecbur olmaktadırlar.[11] Ailesi kampa atılanların çocukları alınarak yada Çinlilerin açtığı yetimhanelere götürülmektedir yada esrarengiz bir şekilde kaybolmaktadırlar.[12]  Burada çok acımasız bir kültürel asimlasyon ve soykırım söz konusudur.

Doğu Türkistan’daki krizin bir başka böyutu da doğal kaynaklardır.

Doğu Türkistan doğal kaynaklar açısından çok zengin bir bölgedir. Çin’in petrol ve doğal gaz ihtiyacının 30% bu bölgeden karşılanmaktadır. Bunun haricinde nükleer silah yapımın ana maddesi olan uranyumun, altın ve kömür yataklarının da en zengin olduğu bölge burasıdır. Bölgede bulunan bu tür yeraltı kaynaklarını uzun uzun listelemek mümkün.[13] Üstelik Çin’in Rusya, Türkmenistan ve Özbekistan gibi ülkelerden satın aldığı doğal gaz boru hatları da Çin’in doğu kısımındaki gelişmiş bölgelerine ulaştırılması için Doğu Türkistan’dan geçirilmektedir. Bu kadar zengin kaynağa ve coğrafik öneme sahip olan Doğu Türkistan Çin için hayatı öneme sahiptir. Ancak bu toprakların asıl sahibi olan Türk müslümanlar Çin’in ırkçı ve dışlayıcı politikalarından dolayı Çin’in başka bölgelerine nazaran ekonomik olarak çok düşük bir yaşam standartına sahiptirler. Tabii ki, bu durumdan şikayetçi olan çok Müslüman Türk vardır ama bu sebepten dolayı Çin yönetimine karşı baş kaldırma olmamıştır. Bunlara rağmen Çin bu önemli kaynaklara sonuna kadar sahiplenebilmek için buranın yerli halklarını hep tehlike olarak görmüş .

Buraya gelindiğinde Çin’in Uygurlar ve Kazakları tutuklayıp kamplara kapatmasının nedenlerini asimilasyon etmekten başka soykırım yapmak olduğunu söylersek de çok mübalağa olmaz. Çünkü alınan bilgilere göre kamplardaki insanlar ağır işkencelere maruz kalmakla beraber aç ve uykusuz bırakılıyor. Çin dilinde Komünist parti propagandası ezberlemek zorunda olup bunu yapamayanların kafalarına hoparlör tarzında bir alet takıyor ve bu alet Çince adeta yüksek sesle durmadan çalınıyor. Edinen bilgilere göre kamptan çıkanlar çok geçmeden ölüyor yada aklını yitiriyor. Bir çoğu kişinin de kampta öldükten sonra ailesine naşi verilmiyor ve bu insanların iç organları alınanlar olduğu ileri sürülüyor[14]. Kamplarda yaşanan bu tür insanlık dışı eylemlerin daha fazla örnekleri mevcuttur. Bir de El Jezire TV kanalında yapılan bir kısa program da çok dikkat çekicidir. Programa katılan iki konuğun biri Amerika vatandaşı Uygur avukat ve aktivist Nuri Türkel ve diğeri de Çinli stratejist Victor Gao’dur. Konuşma sırasında Gao Uygur Türklerinin toplam nüfusunun 6-7 milyon olduğunu söylüyor. Oysaki Çin’in 2015 yılında açıkladığı verilere göre Uygurların nüfusu 11 milyondan fazla.[15] Gözlemciler Victor Gao’un Uygurların nüfusunu bu kadar az söylemesinin sebebinin kamplarda tutuklanan ,işkenceyle öldürelen ve Çin’in başka bölgelerindeki kamp ve hapislerine naklettirilenlerin sayılarını gizlemek olduğunu söylemektedir. Yakın zamanlarda bölgeye seyahat eden Avustralyalı gazetecilerin beyan ettiklerine göre insanların kamplara götürüldüğünden dolayı Kaşgar sokaklarının bir çoğu tenha bırakılmıştır.[16]

Doğu Türkistan’da bu tür kamp tesislerin kurulmasının bir başka sebebi ise Çin’in kendi güvenlik endişesidir. Her şeyden önce burası Çin için bir tampon bölgedir. Eski ipek yolundan esinlenerek oluşturulmuş ‘Bir Kuşak Bir Yol’  ekonomik stratejisi Doğu Türkistan’dan geçerek güneye, Çin’in Pakistan’daki Gvadr kentine inşa ettiği devasa su limanına ulaşamaktadır ve 2015 yılında Çin lımanın kullanımı için kırık yıllık bir anlaşma imzalamıştır.[17]

Çin Komünist Partisinin senelerdir oradaki Müslüman Türklere yaptığı baskı ve ayrılıkçı politikaları insanların Çin’e karşı nefret hislerinin uyanmasına neden olmuştur. Özellikle insanların dinine, kültürüne hatta kişisel hayatlarına kadar karışmaları, bölgede yaşayan Çinli ve Türk Müslümanlara göstererek çifte standart kullanması ve buna itiraz edenlerin sadece kendisiyle kalmayıp ailesi ve arkadaşlarının da acımasızca cezalandırılması bir takım öfkeli insanları şekillendirmiştir. 5 Temmuz 2009 Urumçi olayı ve 2 Ağustos 2014 Yarkent katliamı Çin Komünist Partisinin Uygur Türklerine olan tavrını açık bir şekilde ortaya koymuştur. Yanı ” 3000 suçsuz yok yere infaz edilsin ama bir tane suçlu hayatta kalmasın”[18] mantığını burada göstermiştir.

Daha ilginç olanı da, eskiden Müslüman Türklere hiç pasaport vermeyen Çin yönetimi 2015 yılında ilginç bir şekilde isteyen herkese pasaport vereceğini ve başvurma işlemi ve ücretinin de çok basit ve ucuz olduğunu duyurmuştur[19]. Daha da tuhaf olan ise başvurmayanları niye başvurmadıkları konusunda sorguya çekmiştir. Pasaport alanlara da bir kere yurt dışına çıkmadığında aktifleşmeyeceğini söyleyerek grup halinde yurtdışı turlarına organize etmiş. O senesinde Uygur Türkleri Türkiye’ye en çok gelmiştir. Gelenler arasında Doğu Türkistan’daki zülme dayanamayıp gruptan ayrılarak Türkiye’de kalmayı tercih edenler de olmuştur. Kimseler ise Çin devletinin bu “rahatlatma” politikasını Doğu Türkistan’da sıkı yönetimin kaldırıldığı olarak algılamış. Bu yüzden rahat bir şekilde Türkiye’ye gelip çocuklarını okullara vermıştir ve ev satın almıştır. 2016 yılında eskiden Tibet’i yöneten Çin Komünist Partı sekreteri Chen Quanguo Doğu Türkistan’a sekreter adanmıştır ve geldikten sonra en başta önde gelen dini alimleri ve hemen ardından bilim insanları ve zenginleri tutuklamıştır. Tutuklamalar sadece bunlarla kalmayıp, sanatçı, sporcu, yurt dışına çıkan, yurt dışında akrabası yada dostu olanlar da tutuklanıp yada kamplara yada hapishanelere atılmışlardır. Daha da haksız olansa Çin’e ömür boyunca hizmet eden insanlar da “iki yüzlü” olarak tutuklanmıştır. Foreign Policy dergisinde yayınlanan 48 Ways to Get Sent to Chinese Concentration başlıklı makalede bu tutuklamaların nedenlerinin adeta belirsiz olduğunu söylenmiştir.[20] O yüzden her hangi bir kişi bir bahaneyle tutuklanabilir. Bu tutuklananların çoğu 15-40 yaş arası erkeklerdir. Bunun ardından “Kardeş Aile Projesi” adı altında Çin asıllı erkekler Uygur ve Kazak Türklerinin evlerine yerleştirilmiştir. Sadece buna karşı çıkanlar değil, kabul edip de onların kendi yatağında yatmasına izin vermeyenler de kampa atılacakları hakkında bildiri yayınlanmıştır.[21] Çünkü Çin Kömünist yönetimine göre bu extrimism olarak sayılmaktadır…

Çin yönetimi tüm bunları teröre karşı mücadele adı altında yapmaktadır. Çünkü Doğu Türkistan’da neler yaptıklarının ve bu yaptıklarının bir şekilde karşılığının olacağının farkına varan Çin yönetimi orada bir kaos çıkmadan önce kaos yaratabilecek herkesi boş bahanelerle tutuklamıştır. Üstelik Suriye’ye toplanan cihatçi grupların bir gün de Çin’e karşı çıkabilme ihtimalinden hareket eden Çin, Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur ve Kazak Türkü erkeklerini kamplara ve ya hapishanelere toplayarak dış dünyayla  olan alakasını kesmeyi hedeflemiştir. Böylece kampta olanlar ya işkeneceyle ölecek,ya yargılanacak yada oradan çıksa bile gereksiz birine döneşecek. Kampın dışında olanları ise terör ve korku  estirerek asimlasyon politikasını kabul ettirmektedir.

Şunun da özellikle altını çizmek lazım. Doğu Türkistan Türkleri terörizmin en büyük kurbanlarından biridir. Doğu Tükistan’da terör diye bir şey yoktur varsa da Çin devlet terörü vardır.[22] Bölgedeki Uygur ve Kazak Türkleri ekstrimizmle de bir alakası yoktur. Oradaki insanlar adeta laik bir yaşam anlayışa sahiptir. Bölgedeki sözde terörizm sadece Uygur ve Kazakları bastırmak ve bu bastırma politikasına karşı dış dünyada tepkisi olmasın diye Çin devleti tarafından uydurulan bir politikadır. Çin’in asimilasyon ve dışlama politikalarına karşı tepkisini ortaya koyan insanlar terörist ise yıllardır asimilasyon politikası yürüten, Çin’in kendi kanunları çerçevesinde haklarını talep edenleri hapse atan yada öldüren, bebekleri annesinin karnında öldüren, erkekleri kamplara toplayan, evden biçak ve kibriti dahi toplayıp sonra sokaklarda tank ve silahlı askerlerle askeri tatbikat yapıp halka korku salana…ne demek gerekir?

Toparlayacak olursak, Doğu Türkistan’da bu tur Nazi kamplarının kurularak o kadar Müslüman Türk’ün bu kamplara atılmasının nedeni , bölgenin doğal kaynaklar açısından çok zengin olması ve konum olarak da İpek Yolunun kavşağında bulunması ve en önemlisi Uygur ve Kazak gibi bölge halkların Çin istilasını kabul etmeyip hep özgürlük arayışı içinde olmasıdır. Çin’in senelerdir sürdürdüğü ve başarabileceğine inandığı asimilasyon politikasının Doğu Türkistan’da başarısızlığa uğraması ve hızlı değişen dünya konjonktürü karşısında Çin kültürel asimilasyon artı milli soykırım politikasına başvurmuştur,[23] kamp da bunları gerçekleştirmek için ortaya çıkmıştır.

 

 

 

[1] Toplantıda bir Uygurun  konuşturulması özellikle organize edilmiş olup o sadece Çinli yetkililerin önceden hazırladığı metini okumak mecburiyetindedir. Doğu Türkistan’da kurkudan kimse yönetim hakkında negatif sözler söyleyemez. Tıpki, Banu AVAR’ın Doğu Türkistan hakkındakı belgeselinde konuşanlar gibi.

[2] https://www.reuters.com/article/us-china-rights-un-uighurs/china-rejects-allegations-of-detaining-million-uighurs-in-camps-in-xinjiang-idUSKBN1KY0Z7

[3] https://www.reuters.com/article/us-usa-china-rights/group-of-u-s-lawmakers-urges-china-sanctions-over-xinjiang-abuses-idUSKCN1LE2MK

[4] http://paper.people.com.cn/rmrb/html/2017-08/17/nw.D110000renmrb_20170817_2-21.htm

[5] https://www.nytimes.com/2018/09/08/world/asia/china-uighur-muslim-detention-camp.html

[6] https://foreignpolicy.com/2018/09/13/48-ways-to-get-sent-to-a-chinese-concentration-camp/

[7] Yazara göre Doğu Türkistan’da Türk Müslümanlar tarafından yürütülen terör  faaliyeti yoktur varsa da Çin devleti tarafından yürütülen çok açik bir devlet terörü vardır.

[8] Huseyin Namık ORKUN, Eski Türk Yazıtları, Türk Dil Kurumu,2011, s.541

[9] Uygur Arsaştırma Enistitüsü,  Doğu Türkistan’daki Krizler ve Çözümleri Hakkında Öneriler, 2018, s.7.

[10] Commission on Human Rights, Sub-Commission on Promotion and  Protection of Human Rights Working Group on Minorities Ninth session 12-16 May 2003,S.4

Çin Tarih kitaplarında Doğu Türkistan’ın çok eskiden beri Çin’in bir parçası olduğunu yazmaktadır ve dünya kamoyununa da böyle servis etmektedir. Burada sadece iki husus  Doğu Türkistan’ın Çin’in bir parçası olmadığını ispatlamaya yeterlidir. Biri, Çin Seddisinin sonerdiği noktadır. Çin kendisi ve diğerlerini işte böyle bir duvar yaparak ayırmıştır, duvarın dışında olanın Çin ile bir alakası yoktur. İkinci husus da Doğu Türkistan’ın Çince adlandırılmasıdır. Çin, Doğu Türkistan için Xin Jiang (新疆) kelimesini kullanmakta olup, Xin (新 ) yeni, Jiang (疆) ise hudut, sınır anlamında gelmektedir. Yani bütün anlamı  “Yeni hudut” demektir.

[11] https://foreignpolicy.com/2018/09/13/48-ways-to-get-sent-to-a-chinese-concentration-camp/

[12] https://www.theatlantic.com/international/archive/2018/09/china-internment-camps-uighur-muslim-children/569062/

[13] http://xjny.ts.cn/content/2007-11/21/content_2302321.htm

[14] http://eng.the-liberty.com/2018/7286/

[15] http://www.sohu.com/a/209303440_810287v

[16] https://www.rfa.org/uyghur/xewerler/kishilik-hoquq/abc-muxbir-09172018163750.html

[17]  Tim Marshall, Coğrafya Mahkumları, epsilon yayınevi ticaret ve sanayi A.Ş.,2008,s.62

[18] Bu ikinci Dünya Savaşı dönemindeki Çin generalı Wang Zhengwei’ın sözu olup rakip belli olmadığında hıç acımadan onun bulunduğu çevredeki herkesi oldürmek anlamındadır.

[19] 2015 yılından önce çok  az kişinin pasaportu olup var olanlar da çok büyük rüşvet vererek alabiliyordu. Bazı dindar yada milliyetçi olarak bilinen kişilerse ne kadar rüşvet verirse versin alamazlardı.

[20] https://foreignpolicy.com/2018/09/13/48-ways-to-get-sent-to-a-chinese-concentration-camp/

[21] https://foreignpolicy.com/2018/09/13/48-ways-to-get-sent-to-a-chinese-concentration-camp/

[22] https://www.economist.com/briefing/2018/05/31/china-has-turned-xinjiang-into-a-police-state-like-no-other

[23] https://www.businessinsider.com/chinas-cultural-genocide-of-minorities-could-turn-into-mass-killings-2018-9?utm_content=buffer49141&utm_medium=social&utm_source=facebook.com&utm_campaign=buffer-bi

Discussion

  1. İSMAİL TURGUT

Yorum yaz